Sevgililer Günü


Önce Sude tanımıştı onu, hatta daha ilk gördüğü gün bahsetmişti ondan bana. Üstelik pek hoş bir anı da değildi. Üniversite harçlarının yatırıldığı haftanın sonlarına doğru, kampustaki tıklım tıklım bankaya harç yatırmaya girmiş Sude, bir an numaratörün arkasındaki sıra numarası alma sırasını görmemiş, sonra bakmış en öndeki çocuk bir şey demiyor cihazın butonuna basıvermeye teşebbüs etmiş, işte o an bizimki “sıra var, görmüyor musunuz?” diye bağırmış sıranın arkalarından, Sude bozulmuş tabi ama çaktırmayarak gülümsemiş ve “kusura bakmayın fark etmedim”, diyerek en arkaya geçmiş. Neredeyse bir saat sonra harcını ödemiş bankadan çıkarken kapıda onu görmüş, “size sert çıktım galiba biraz, afedersiniz,” demiş, Sude de “yok canım olur mu, haklıydınız zaten,” diye cevaplamış. İşte daha o gün ballandıra ballandırma anlatmıştı Sude onu, kendisini azarlayan çocuğu, henüz daha adını bilmiyorduk tabi. Ah ne yakışıklıydı, ne yakışıklı, Sude çarpılmıştı ona, “masmavi gözleri vardı, soluk bir kot ve tam mavi bir sweatshirt giymişti, kapişonlu ama gözleri…Koyu kumral saçları hafif uzun ve dalgalı, yüzü çok düzgün, buğday tenli, belki de biraz bronzlaşmıştı bilmiyorum, çok tatlıydı Esin, yarın belki okulda gösteririm sana.”

Sude benim kuzenimdi, benden iki yaş büyüktü ama küçüklüğümüzden beri yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi, kardeş olsak bu kadar yakın olamazdık, tesadüf ondan bir sene sonra ben de aynı üniversitenin başka bir bölümünü kazanınca ikimiz de çok sevinmiştik, ikimizin bölümü de aynı kampüste hatta aynı fakülte binasındaydı, ders programlarımız da haftanın çoğu gününde birlikte zaman geçirebilmemize olanak tanıyordu.

Ertesi gün Sude yine görmüştü Mert’i, ancak ben yoktum yine yanında. Öğlen yemeği yemek üzere buluştuğumuzda yanıma yüzünün yarısını kaplayan bir gülümseme ve kırmızı yanaklarla geldi, “aa tahmin et n’oldu?,” diye sordu ama cevap vermemi beklemeden kendisi konuştu, “onu, ah yine çok tatlıydı, fotokopiciden çıkarken karşılaştık, ben tam içeri girerken o çıkıyordu ‘a merhaba,’ dedi, ben de ‘merhaba,’ dedim, sonra o ‘görüşürüz,’ dedi ben de ‘görüşürüz,’ dedim, sanırım makinada okuyor,”. Mert’i henüz hiç görmemiş olduğumdan Sude’nin heyecanını paylaşamıyordum pek.

“Ay bu çocuk yakmış seni,” diyebildim gülerek.
“Of sorma, çok tatlı, bir görsen,” dedi.

İki gün sonra bu sefer Sude ile beraberken onu gördüğümde kuzenimin heyecanına hak verdim, çocuk yakışıklıydı, çocuk çok yakışıklıydı. Sude ile yemekhaneye doğru yürüyorduk ve Mert soluk renkli kot pantolonuyla karşıdan geliyordu, bizi görünce, veya Sude’yi görünce, gülümsedi ve yanımıza gelince durdu;
“Merhaba, yine karşılaştık,” dedi, Sude safça gülümsüyordu, bense utanmadan çocuğun yüzünü inceliyordum, “istersen artık tanışalım, ben Mert,” dedi ve elini uzattı.

“Ben de Sude, memnun oldum,” dedi Sude elini sıkarken, Mert’in sorarcasına bana baktığını görünce –eminim bundan hiç hoşlanmamıştı ama kibar kuzenim bir şey belli etmedi yine de- “ah bu de kuzenim Esin,” dedi. Mert benim de elimi sıktı ve “memnun oldum,” dedi. Sonra okuduğumuz bölümlerden bahsettik, “bir ara oturup bir şeyler içelim, bir öğlen kantinde mesela? Ben yemekhanede yiyorum öğlenleri, sonra da ana kantinde oluyorum genelde,” dedi. Sude hevesle başını salladı ve kendi yolumuza gittik.

Bu andan sonra umarım Mert dönüp arkamızdan bakmamıştır, çünkü Sude bir enerji patlaması geçiriyordu ve olduğumuz yerde elimi sımsıkı tutup kısık sesle bana “duydun muuuu?” diye bağırıyordu. Bense o an Mert’in bir şeyler içme davetinin beni de kapsayıp kapsamadığını düşünüyordum, çünkü ben de en az Sude kadar hoşlanmıştım yakışıklımızdan.

Ama korktuğum başıma geldi, Sude’yle yapışık ikiz gibi gezsek de bir sonraki sefer yine tek başınayken görmüştü Mert’i, hem de ana kantinde, tabi bir yakışıklı söz konusuyken uyanık kuzenime ne kadar güvenebilirdim bilmiyorum, kısacası bunun ayarlanmış bir şey olup olmadığından emin değilim. O akşam yine uzun bir telefon konuşması yaptık, çarpıcı bir güzel olmasa da benim şirin, hafif tombul kuzenimde şeytan tüyü olduğunu kabul etmeliyim, her zaman herkesin her şeyini anlatabileceği hatta anlatmak istediği bir melektir o. Bu sefer de nasıl olduysa öyle olmuş ve bizim Mert, herhalde kantindeki bütün kızların kıskanç bakışları altında neredeyse hayatını anlatmış Sude’ye. Sohbetin nasıl başladığını bilmiyorum ama yakışıklımızın annesi o çok küçükken, babası ise birkaç sene önce ölmüş, babasından ona birinde kendisinin oturduğu, diğer ikisinin de kirasıyla geçindiği üç daire ve eski beyaz bir BMW kalmış, birkaç akrabası varmış ama görüşmüyorlarmış pek. Dersleri iyiymiş, yani hem yakışıklı, hem zeki. Sude de kendisinden bahsetmiş ona, benden değil tabi.

Gel zaman, git zaman bizim ikili sıkı fıkı olmuş çıkmış, Sude Hanım hiç beni çağırmıyor tabi görüşmelere, neyse canım abartmayayım bensiz görüşmelerin sayısı üç, sonra Mert “neden kuzenin de gelmiyor, o da bizim okulda sonuçta?”,diye sorunca Sude de “aa evet, o da gelir,” demiş. Sude benim de Mert’ten hoşlandığımı pek bilmiyor o ara, bir de onu bilse herhalde beni başka okula gönderirdi. Sonra biz üçümüz görüşür olduk, hoşlanmak bir yana çok eğleniyorduk beraber, çünkü Mert gerçekten yaşadığı acılara rağmen çok neşeli ve hayatı hafife alan biriydi, tabi bu sorumluluklarını yerine getirmediği anlamına gelmiyordu, aksine dediğim gibi derslerinde çok başarılıydı ama aynı zamanda çok muzipti.


Sude de ben de ondan çok hoşlanmamıza rağmen onun yanında hiç kasılıp gerilmiyorduk. Zaman bizi gittikçe yakınlaştırıyordu, sık sık Mert’in evine gider olduk ama arkadaşlık her şeyin önüne geçmişti artık, birlikte yemek yapıyor, film seyrediyor, oyun oynuyorduk, birbirimizin diğer arkadaşlarıyla da tanışmıştık bu arada ve zaman zaman birlikte onları da çekiştirip eğleniyorduk. Mert’in bir arkadaş olarak ikimizi de çok sevdiğini biliyordum, bu yüzden ikimize de iltifatlar ederdi -ama işin içinde hep biraz şaka da olurdu-, biz de ona tabi.

İçime gömsem de ondan hala hoşlanıyordum ve kalbimin sesi onun da benden hoşlandığını söylüyordu, neredeyse bir buçuk yıl olmuştu onu tanıyalı, o zamandan beri aklımda, kalbimde hep o vardı, onun gibi bir çocuğun da bu süre içinde hiç kız arkadaşı olmaması garipti. Mert bana Sude’den farklı davranmasa da okuyabiliyordum sanki onu.

Bir gün, sanırım sevgililer gününe doğru, Mert’e gittim, aslında Sude’yle gidecektik ama o soğuk algınlığı dolayısıyla evde yatıyordu, karlı bir gündü. Planımız kıymalı makarna yapıp film seyretmekti, gündüz vakti olmasına rağmen nedense bir şişe şarap aldım giderken. Kapıyı uykulu gözlerle polar pijamaları içinde açtı, şarabı görünce şaşırmıştı.

“Ne bileyim, hava soğuk, ısınırız dedim,” dedim.
“Daha kahvaltı bile etmedim,” dedi.
“Saat neredeyse 12,”dedim.
“Onbir kırkbeş,”
“Hadi tak şu filmi,” diye cevap verdim bezgin bezgin.

Nedense hiç keyfim yoktu o günlerde.
“Oo birileri sinirli,” dedi dalga geçerek.
Sadece gözlerimi devirmekle yetindim.

“En iyisi kahvaltıyı kıymalı makarnayla yapmak,” dedi.
“Peki, sana yardım edeyim,” dedim.
“Gerek yok, sen oturup dışarıdaki kar manzarasının keyfini çıkar,” diye cevapladı.

İşime gelmişti, içimde sebebini teşhis edemediğim derin bir keder vardı çünkü, Mert’e gelmenin iyi hissettireceğini düşünmüştüm ama nedense tam tersi olmuştu. Pencerenin önündeki koltuğa oturdum ve buğulu camın arkasındaki karlı manzarayı seyretmeye koyuldum, sabahtan beri yağan kar az da olsa tutmuştu, aşağıda birkaç küçük çocuk kar topu oynuyordu, hayalimdeki Mert ve Esin’in aşağıda el ele dolaştığını görüyordum şimdi, birbirlerinin içine kar atmaya çalışıp gülüyorlardı, sonra Mert Esin’e sıkıca sarılıp öpüyordu, gözlerim dolmuştu. İçimdeki sıkıntının kaynağını bulmuştum sanırım.


Biraz sonra Mert elinde tabaklarla geldi, iki kadeh de şarap getirmişti.
“Isınalım bakalım,” dedi göz kırparak.
Üzerine tabakları bıraktığı sehpaya yanaştım, ben şarap kadehimi, o da tabağını aldı, hiç aç değildim ama ayıp olmasın diye arada çatalımın ucuyla yiyormuş gibi yapıyordum. Bu arada daha önceden izlemeyi konuştuğumuz filmi oynatmaya başladı. Bir taraftan iştahla makarnasını yerken bir taraftan da dolu ağzıyla film hakkında komik yorumlar yapıyordu. Ben başlarda yapmacık bir gülme efektiyle karşılık versem de sonlara doğru bunu bile bırakmıştım. Şarabımı bitireli bir süre olmuştu, o ise kadehine dokunmamıştı bile. Sonunda dayanamadım, yanı başımda duran yüzünü iki elime kavrayarak sertçe kendime çektim ve dudaklarımı dudaklarına yapıştırdım, ağzımın içi birden makarna püresiyle doldu !!

Kendi yaptığımın garipliğini bıraktım onun yaptığı iğrençlikle adeta şok oldum, hemen ağzımdakini peçeteye çıkarttım ve “ne yapıyorsun sen?”, diye bağırdım.
“Esas sen ne yapıyorsun?” dedi.
“Çok iğrençsin,” dedim.
“Hiç de iğrenç değilim, ağzımın içi tertemiz benim, şu dişlerimin beyazlığına bak,” dedi yüzsüzce.
“Öf neyse ne…”
Çok sinirim bozulmuştu, neredeyse ağlayacaktım ama bunun için kendimi o evden dışarı atmalıydım ve buna da hiç halim yoktu, şarap beni sersem etmişti.

“Emin olmalıydım,” dedi sessizce.
“Ne?” dedim.
“Senin de benden hoşlandığından emin olmalıydım,” dedi utangaçça.
Kulaklarıma inanamamıştım, “senin de,”.
Sonra bana dönüp çok nazikçe öptü beni.
“Biraz önce için özür dilerim, makarna yiyordum ve çok şaşırmıştım.”
Güldüm, güldüm, beraber güldük. Benim sevgilim bir kaçıktı.

Resim 1:http://data1.whicdn.com/images/62598572/original.jpg
Resim 3:http://us.123rf.com/400wm/400/400/dnfstyle/dnfstyle1002/dnfstyle100200083/6518205-lovers-being-passionate-lying-in-the-snow.jpg
Resim 2:http://collegelifestyles.org/wp-content/uploads/2011/09/smiling_couple_talking_at_table_in_college_pe0068749.jpg

6 yorum:

  1. EEE valla bu kadar deme olay çıkarırım :))
    Çok güzelllll yazıyorsun abla bu senmisin içinde bir yazar varmış :))
    soluksuz okudum hatta isimler eric ,rebeca olsa yabancı bir yazarın kitabı sanacağım. waaooaw şoktayım şu an:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)) çook teşekkür ederim, yorumun beni çook mutlu etti, çok sağ ol:)

      Sil
  2. Tesadüfen bir tanışma olayından güzel bir aşka dönüşmüş. Sude'nin hastalanması söylenmesi gerekenlerin ilk adımı olmuş. Sude bunu duyunca nasıl bir tepki verirdi acaba güzel bir hikaye olmuş. Keyifle okudum.
    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu hikayemi beğenmeniz, üzerinde düşünerek yorum yapmanız beni çok mutlu etti, size çok teşekkür ederim Abdullah Bey, sevgiler saygılar:)

      Sil
  3. Gerçekten beğenerek okudum. Bir ara gittim geldim. Sude mi? Esin mi ? diye Mert'in sevgisi Esin olarak karşılık buldu. İki seven kişi olarak mutlu bitmesi ender rastlanan bir durum olsa da sevgi adına güzeldi. Umarım bütün sevenler hep sevdikleriyle kavuşurlar.
    Eren Hanım, sevgiler, saygılarımla. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok sağ olun Abdullah Bey, ne güzel bunu duymak, evet ben de güzel dileklerinize katılıyorum, sevenler hep sevdikleriyle kavuşsunlar inşallah:)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...