4 Mart 2017 Cumartesi

Kara Prens – Iris Murdoch

Iris Murdoch okumalarım devam ediyor. Kara Prens yazarın en çok beğenilen romanlarından biri. Yazarın 1973 yılında yazdığı, olgunluk dönemi romanlarından birisi diyebiliriz. Ayrıntı Yayınları’ndan 2000 yılında çıkmış olan 410 sayfalık romanın çevirisi Aysun Babacan’a ait.

Romanın ilginç bir biçimi var, okuduğumuz roman aslında Bradley Perason isimli yazarın hayatını anlattığı bir kitap, yani kitabın ilk 372 sayfası, devamında ise yayıncı romanda adı geçen bazı kişilere kitap hakkındaki görüşlerini içeren birer sonsöz yazdırmış. Bu kişiler kitapta anlatılanların genelde doğru olmadığını savundukları için de sonsözler okuru okudukları konusunda kuşkuya düşürüyor ve neyin doğru olabileceği neyin olamayacağı konusunda düşünmeye sevk ediyor.

Bradley Pearson Londra’lı pek de tanınmamış bir yazardır, 58 yaşında ama nispeten genç görünen, biraz takıntılı bir kişidir. Bir süreliğine şehirden uzaklaşmayı tasarladığı bir gün, uzun yıllar önce boşandığı eşi Christian’ın erkek kardeşi Francis kapısını çalar ve Christian’ın şehirde olduğunu, onu görmek istediğini söyler. Bu Bradley için tam bir şoktur, çünkü eski karısından neredeyse nefret etmekte, onu görmeyi aklından bile geçirmemektir. Bu sırada telefon çalar ve Bradley’in en yakın arkadaşlarından biri ve aynı zamanda ünlü bir yazar olan Arnold Baffin arayarak acilen onu evine çağırır. Bradley bir doktor olan Francis’i de mecburen yanına alarak Baffin’lerin evine gider. Hikaye oldukça çetrefillidir ve bir noktada Bradley’in kocasından ayrılmak üzere olan kız kardeşi Priscilla, Baffin’lerin kızı Julian ve Bradley’in eski karısı Christian da dahil karmaşık ilişkiler yumağına dahil olarak son derece ilginç bir olay örgüsü meydana getirirler.

Bize olayları anlatan kişi Bradley Pearson’dur, kahramanımız biraz alaycı, biraz esprili bir dil kullanıyor olayları anlatırken. Aynı zamanda sık sık (felsefeci yazarımınızın etkisiyle) olayların ve olguların felsefi derinliğine iniyor. Kitaptaki bazı bölümlerin anlatımları özellikle etkileyiciydi, örneğin Bradley’in aşkının ilk evreleri ve operadaki kısım ile onun devamı harikaydı.

Alaycı, esprili anlatım, yer yer olayların hafife alınması okuru kitabı bir komedi gözüyle görmeye itiyor ama özellikle kitabın sonlarında tam bir trajedi olduğunu fark ediyorsunuz. Hele Julian’ın mektubu neredeyse göz yaşartıcı. Kara Prens ismi de son derece ilginç olmuş bu arada.
Kitabı çok beğendim, tam bir başyapıt bence, goodreads puanı da (biliyorum çok da güvenilir değil ama:) oldukça yüksek. Okurken sık sık durup düşünmek, cümleleri sindirmek ihtiyacı hissedeceğiniz harika bir kitap. Keyifli okumalar dilerim.

6 yorum:

  1. Önce hikayeyi anlatıyor daha doğrusu yaşam öyküsünü, sonra da kitapta adı geçenlerin görüşlerine yer vermesi, üstelik onların da bunu pek doğrulamaması çok ilginç ama aynı zamanda dürüstçe bir yaklaşım gibi geldi bana. Okumak isterim, senin seçimine ve övgüne güveniyorum, bu arada goodreads'e ben de üyeyim ama epeydir göz atmıyorum. Yeğenim söylemişti o da üye, dur bakayım sen de oradaysan ekleyeyim arkadaş listeme. Ben orada kendi adım soyadımla üyeydim (yanlış aklıma kalmadıysa) yani Müjde Dural olarak..

    Çok teşekkürler, sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet kitaba değişik bir hava katıyor:) çok teşekkür ederim yorumunuza, siz de seversiniz umarım:) ben goodreads kullanmıyorum ama sizin buldum, "kediperisi" ismine ve resminizi bayıldım:)) kitap listeniz de çok güzel:) sevgiler:)

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Evet Eylem'cim tavsiye ederim, umarım seversin, sevgiler:)

      Sil
  3. bence de süper bişiye benziyor konu iyi, sondaki durumlar da zekiceymiş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet Deepcim sen seversin, güzel kitap gerçekten:)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...