18 Eylül 2017 Pazartesi

Kış Günlüğü - Paul Auster

Bir kaç ay önce Yanılsamalar Kitabı’nı okumuştum, o kitap hakkındaki yazıma yorum olarak pek çok arkadaşım yazarın Kış Günlüğü kitabını hararetle tavsiye etmişlerdi. Ben de tavsiyelere uyup hemen kitabı aldım :)

Kitap 2012 yılında Can Yayınları’ndan çıkmış, 195 sayfalık bir anı kitabı. Doğrusu yazardan daha önce Kehanet Gecesi ve Yanılsamalar Kitabı’nı okumuş - yazarın iddialı kitaplarından değiller ama yine de- çok bayılmamıştım. Kış Günlüğü anı türünde ve yazarın kendi kendine konuşması gibi yazılmış.

Bu arada kitabın kapağını çok beğendim, kapaktaki kapı numaraları gerçekten yazarın şimdiye kadar oturmuş olduğu 20 evin (halen oturmakta olduğu 21. ev hariç) kapı numaralarından oluşuyor, demek istediğim evlerin gerçek fotoğrafları değildir herhalde tabi ama kapı numaraları doğru :)

Yazar çocukluğundan başlayarak hayatını, kendisinde iz bırakan olay ve kişileri çoğunlukla kronolojik, ara sıra çağrı-şımsal bir şekilde anlatıyor. Anlatıcı hayranlık duyduğumuz, ulaşılmaz bir yazar değil de orta yaşını tamamlayıp kendisinin de dediği gibi hayatının kışına başlayan, sıradan endişelere sahip içimizden biri. Kendisini ve hayatını böylesine açıklıkla, böylesine objektif bir şekilde ortaya sermiş olması hayranlık verici. Bunun yanısıra başka bir kitabında (Yalnızlığın Keşfi) aile sırlarını ifşa etmiş olmasından dolayı kuzeniyle arasının açılmış olması da ilginç tabi:)

Yazarın hayatını en çok etkilemiş kişi annesi olarak görülüyor. Annesi ile ilgili kısımlar beni çok etkiledi. Hemen hemen 3 yaşından itibaren annesiyle ilgili anıları var yazarın. Böyle küçük yaşta bir çocuğun hisleri, olaylara bakışını bir yazarın ağzından dinlemek etkileyici. Yazar hem hayranlık duyuyor annesine hem de yoğun eleştiriler yöneltiyor ona. Örneğin annesi hep çalışmış, 60 yaşından sonra kimsenin desteği olmadan iş kurmuş, son derece becerikli, zeki, çocuğuyla çok ilgili bir anne. Ama sonuçta zaafları, korkuları olan normal bir insan. Belli bir yaştan sonra yükseklik korkusu, yalnız dışarı çıkma korkusu ve başka korkuları, endişeleri olmasına ve ileri yaşına rağmen yalnız yaşamayı başarıyor, ama oğlu yine de eleştiriyor onu, sonunda kadın oğlundan 1,5 saat uzaklıktaki evinde yalnız ölüyor.

Kitabı çok beğendim, çok etkilendim. Karısıyla ilişkisini de çok güzel anlatmış. Kısacası Paul Auster’dan tavsiye ede-bileceğim bir kitap, keyifli okumalar dilerim :)


12 Eylül 2017 Salı

Yine Çıkartmalar, yine çıkartmalar...!

Eveet, yine "çıkartmaların faydaları" konulu bir postla karşınızdayım. Çıkartmaları çok seviyorum, bazen yazdığım mektupları süslüyorum, ama onları çeşitli şeylerin üzerinde görmek beni daha çok mutlu ediyor sanırım, bu yüzden kitap ayracı (bkz. şu post, bunlara yenilerini de ekledim bu arada) ve benzeri şeylerde kullanıyorum bol bol onları.

Son olarak bir şey içerken kullanmak istemediğim bu kupayı çıkartmalarla kalemliğe dönüştürdüm, yapması oldukça eğlenceliydi, tek tek seçip onları uygun yerlere yerleştirirken çok eğlendim:))

İşte dört cepheden kalemliğim, nasıl olmuş? :)


7 Eylül 2017 Perşembe

“Kültür Sanat Mevsimi | Sonbahar 2017 | 01/60”
Acımak - Reşat Nuri Güntekin

Öncelikle size severek takip ettiğim blogger arkadaşımız Tuna Başar’ın blogu Gecebiyat’ta başlattığı Kültür Sanat Mevsimi /Sonbahar 2017 etkinliğinden bahsetmek istiyorum, şurada detayını okuyabileceğiniz bu etkinlik bir “challenge” etkinliği, Tuna Bey tamamlanmak üzere 60 görev belirlemiş, 1 Eylül – 30 Kasım tarihleri arasında istediğiniz görevleri yapıp blogunuzda yazılarını yazabilirsiniz. Bu görevlerle hem kendimizi geliştirebiliriz hem de paylaşımlarımızla başkalarına “ilham” verebiliriz :)

Bence harika bir etkinlik, ayrıca etkinlik edebiyatla sınırlı değil, görevler arasında bir öykü yaz, bir belgesel izle, UNESCO kültür mirası listesindeki bir madde hakkında araştırma yaz gibi gayet yaratıcı maddeler de var. Ben de bu etkinliğe katılabildiğim kadar katılmak ve diğer katılımcıları takip etmek istiyorum, son derece bilgilendirici ve renkli olacağına eminim. Tuna Bey’e bu güzel etkinlik için çok teşekkür ederim. Umarım siz de keyif alırsınız.

Etkinliğin ilk görevi “Dünya veya Türk klasiklerinden bir kitap oku ve kitap üzerine bir yazı yaz”. Benim seçtiğim kitap ise Reşat Nuri Güntekin’in Acımak isimli eseri.


Reşat Nuri Güntekin’in tüm eserlerini okuyabilmeyi çok isterim. Şimdiye kadar yazardan Çalıkuşu, Dudaktan Kalbe, Kavak Yelleri, Eski Hastalık, Kızılcık Dalları, Yaprak Dökümü , Akşam Güneşi, Damga, Sönmüş Yıldızlar ve Son Sığınak kitaplarını okumuştum, bu da yazarın okuduğum onbirinci kitabı oldu. Acımak’ı İnkılâp Kitabevi’nin baskısından okudum. Eser 1928 yılında yazılmış, 1922’den 1961’e kadar eser vermiş olan yazarın ilk dönem eserlerinden sayılabilir belki. Çok sevilen, çok popüler bir kitabı olduğunu da söyleyebiliriz.
Zehra, Anadolu’nun ücra köylerinden birinde büyük özveriyle çalışan genç bir öğretmendir. Özellikle ahlaki zayıflıklara hiç hoşgörü göstermemesi, katı disiplini ile nam salmış ve takdir görmektedir. Uzun zamandır ilişkisini kesmiş olduğu babasının ölmek üzere olduğunu haber alınca, belki de sadece bir görev duygusuyla onu son kez görmek için İstanbul’a gider. Ancak o gittiğinde babası Mürşit Bey çoktan vefat etmiştir. Genç kadın babasından kendisine kalan sandığa bakarken onun günlüğünü bulur. Ahlaki düşüklüğü nedeniyle “baba” demeye bile utandığı bu adam acaba nasıl bu hale gelmiştir? Günlükte bu soruların cevabını bulacaktır…

Yazarın en sevdiğim kitapları arasına girdi Acımak. Kısa ancak merakla okunan, ders verici bir roman. Keyifli okumalar dilerim.

6 Eylül 2017 Çarşamba

Aşkın İstilası; Yol - Metin Hara

Özellikle son dönemde magazin basınında Adriana Lima ile yaşadığı aşk ve bunun gerçek olup olmadığı tartışmaları ile gündeme geldi Metin Hara. Tam da bir üçleme olan serinin ikinci kitabı olan Dem’in yayınlanışı ve ilk kitap Yol’un İngilizce baskısının yayınlanışıyla aynı günlere denk gelmişti bu aşk. Bense aynı günlerde Yol’u okuyordum...:)) Kusura bakmayın biraz absürt bir giriş oldu. Aslında Metin Hara ismini duymam çok daha eskiye dayanıyor. Kendisi henüz kitabını çıkartmamışken bir arkadaşım İnsanaGüven’e devam ediyordu ve Metin Hara’dan övgüyle söz ediyordu. Sonra Yol 2014 Mayısında yayınlanınca bana da mutlaka okumamı önermişti. Bir kitapçıda kitabı karıştırdığımda “bildiğimiz şeyler” demiş ve alıp okumayı düşünmemiştim.

Ama bir kaç ay önce enteresan bir şekilde kitabı yolda (!) buldum:) Kitabın kapağındaki ibarelerden başlayayım önce “Yeniçağın Dervişi’nden Aşkın, Yeniden Doğuşun, Farkındalığın, Sınırsızlığın, DEğişimin ve Şifanın Yol Rehberi...”

Kitap 12 bölüm ve 407 sayfadan oluşuyor. İlk bölümde yazar kendi hayatını ve bu yola neden çıktığını anlatıyor. Oldukça engebelerle, mücadelelerle dolu bir hayat gerçekten. Ama en başından beri hayatta ne yapması gerektiğini ve amacını biliyormuş, bu açıdan ne kadar karanlık bir ormanda da olsanız pusulanızın size her zaman kuzeyi gösterdiğini bilmek içinizi rahatlatan bir şey.

Kitapta adım adım anlatılan bir yol haritası var. Yazar gerek kendi hayatından gerek danışanlarının hayatlarından örneklerle anlatmış her şeyi. Hayatımızı değiştirmek için ilk adım beta beyin dalgasından çıkmak. Beta beynimizin ürettiği en yüksek frekans, bu de korku, endişe ve stres gibi duygularda ortaya çıkıyor normalde, ancak biz sürekli bu frekansla yaşıyoruz ve bu nedenle farkındalığımız çok düşük. Bu frekanstan çıkıp hem sakin ve huzurlu olabilmek hem de hayatımızda istediğimiz değişimleri yakalayabilmek için yazar çok basit bir teknik olan Sufi nefesini öneriyor. Sufi Nefesinde burnumuzdan aldığımız nefesi (4), yine burnumuzdan ama daha uzun, hemen hemen iki katı sürede (8) veriyoruz. Her gün 10 dakikalık bir egzersizin bile büyük değişimler meydana getireceğini iddia ediyor yazar.

Düşünce gücü konusunda daha önce de pek çok kitap okumuştum ve olumlu düşünmenin hayatımızda pek çok pozitif etki meydana getireceğine inanıyor, zaman zaman da bunu deneyimliyorum:) Yazar beta frekansından çıktığımızda zaten bütün güzel değişimlerin otomatik olarak gerçekleşeceğini anlatıyor, çünkü pozitif bir zihin poztif olayları çekecektir. Metin Hara’nın bir diğer önemli düşüncesi de yaşadığımız her şeyin sebebinin ve çaresinin biz de olduğu. Buna inanınca her şey bambaşka bir hale geliyor çünkü çoğumuz yaşadığımız olumsuzluklardan başkasını sorumlu tutma eğilimindeyizdir, ya küçükken ailemizin tutumu bizi bu hale getirmiştir ya hakkımız yenmiştir ya da yıldızları kötü etkisi altındayızdır, ama Metin Hara buna karşı çıkıyor, en önemlisi ne yaşamış olursak olalım bunu geçmişte bırakmayı ve yine de zihin yapımızı değiştirmeyi seçebiliriz. Kitapta oğlunu kaybetmiş bir anne gibi uç örnekler de var ama bu kişiler bile yaşadıklarını aşmayı başarmış, o acı daima var olmaya devam edecek ama artık hayatı darma duman edemeyecek.

Bir de “şifa” konusu var, Sufi nefesiyle birleştirerek şifa topları yapıyorsunuz, ama bu öyle basit bir şey ki (çoğu kişi bunun basitliği karşısında hayal kırıklığına uğruyor), her şeyin temelinde hayal etmek yatıyor. Aslında beta beyin dalgasından çıkmak bile yeterli, o zaman hayal ettiklerinizi gerçekleştirmek, şifa bulmak ve her şey mümkün.

Ben kitabı çok sevdim. Başlarda açıkçası yazarın “sevgi kelebeği” tarzını biraz itici bulduğumu itiraf edeyim ama sonra alıştım, onun zihin yapısıyla bağdaştırdım bunu. Bu arada ben kitabın ocak 2015’te çıkan 120. baskısını okudum. Bir de “yeniçağ dervişi” falan gibi şeyler yazılmasa daha iyi olurmuş. Yani yaarın yaşadıkları gerçekten insana bunu düşündürüyor ama kapağa kendi resmini koyması ve benzeri şeyler onun kendisini çok fazla öne çıkardığı izlenimini veriyor. Savunduğu ve insanlara göstermeye çalıştığı, basitliğini, ulaşılabilirliğini gösterdiği fikirlerin yanında bu tavrıyla -benim gibi anti-popülist- kişiler için biraz itici oluyor. Kitabı yolda bulmasam hala okumamış olacaktım, oysa şu an egzersizleri düzenli yapmaya çalışıyorum :)) Bütün bunlara rağmen size -eğer varsa- önyargılarınızı kırıp kitabı okumanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim.

1 Eylül 2017 Cuma

Kadere Bak - Cecelia Ahern

“Love, Rosei” filmi en sevdiğim filmlerden birisi (Bunun Sam Claflin ile bir ilgisi yok :)). Filmi beşinci izleyişimden sonra romanı olduğunu fark ettim! Kitabın yazarı Cecelia Ahern aynı zamanda Not: Seni Seviyorum’un da yazarıymış ve kendisi eski İrlanda başbakanlarından birinin kızıymış.

Orijinal ismi “Where The Rainbow Ends” olan kitap Pegasus Yayınları tarafından 2016’da “Kadere Bak” ismiyle çıkmış -kitap bu ismi fazlasıyla hak ediyor.

442 sayfalık kitap mektup, e-posta, chat sohbeti tarzında ilerliyor, bir çok yerde bu yazım tarzının herkesin hoşuna gitmeyebileceği şeklinde yorumlar okumuştum ama ben sevdim.

Kahramanımız Rosie Dunne ve en yakın arkadaşı Alex 5 yaşından beri herşeylerini paylaşmaktadırlar. 16 yaşında aralarındaki bir yanlış anlaşma hayatlarında büyük rol oynar. Sonrasında Alex ailesiyle Boston’a yerleşir. Rosie mezuniyet partisinde yaşadığı ilişkiden hamile kalınca hayatı alt üst olur. Ama herşeye rağmen hiç bir zaman Alex’le bağları kopmaz, dünyanın öbür ucunda da olsa daima birbirleriyle herşeylerini paylaşıp destek olmaya devam ederler. Birbirlerini sevmekten asla vazgeçmeseler de şartlar onların bu itirafı yapmalarına daima engel olur, yine de bu sevgi onları ayakta tutan bir şeydir. Bu arada Rosie’nin kızı Katie, diğer aile üyeleri ve en yakın arkadaşı Ruby de paylaşımlarıyla hikayede önemli yerlere sahipler.

Kitap uzun olmasına rağmen bir kaç günde bitirdim. Tam da “kadere bak, yok artık!” denilecek bir kitap doğrusu, yazar uzatmış da uzatmış ama böyle yaparak verdiği fikri sevdim ” bir sevgi karşılıklı yaşanmasa bile sizi ayakta tutan güç olabilir”.

Bu arada Alex ve özellikle de Rosie’nin esprili tarzları, her şeye komik tarafından bakmaları çok eğlenceliydi. Rosie, tam da arkadaşınız olmasını isteyeceğiniz biri. Kitabı sevdim ama film daha etkileyiciydi, müzikleri (en sevdiğim şarkılardan biri olan Lily Allen’in “Littlesr Things” çalıyordu, bu filme ne kadar da uygun) ve görüntülerle, bir de olayların daha sade işlenişiyle çok güzel bir sinema uyarlaması olmuş. Kitabı okumasanız da filmi izleyin derim, keyifli seyirler:)

26 Ağustos 2017 Cumartesi

Soğuk - John Smolens

Plan B Yayınları'ndan 2003 yılında çıkan kitabımız, 358 sayfa, çevirisini Sabri Gürses yapmış. Arka kapakta "Smolens'ın tuhaf karakterleri ve roamnın geçtiği tüyler ürperten iklimiyle soğuk, Oscar ödüllü Fargo filmininin edebiyattaki karşılığı olarak gösteriliyor," denmiş. Yazının devamı şöyle;

"Hapishaneden kaçan bir adam, ormanın ortasındaki evinde inzivaya çeilmiş, iyi kalpli dul bir seramikçi kadın, karısı tarafından terk edilmiş ve kendini işine adamış bir şerif, başbelası bir ağabey, hap kullanan, genç, çekici bir kadın ve gözünü kırpmadan kötülük yapan yaşlı bir baba... Zorlu iklim şartları, her an hayatta kalma mücadelesine neden oluyor. Smolens soğuğun, insanların karakterine nasıl nüfuz ettiğini gösteriyor."

Aslında yukarıdaki açıklama oldukça iyi anlatıyor kitabı. Kitap Amerika'nın Kanada sınırındaki Michigan eyaletinde geçiyor. Norman, kız arkadaşı Noel'i ağabeyisi ile uygunsuz bir durumda yakalayınca çok sinirlenir, Noel'e vurur ve bir de başka bir adamı vurur, bunun üzerine hapse girer. Noel ve Norman'ın ağabeyi Warren evlenir. Norman hapisten kaçar... Olaylar aslında oldukça karmaşıktır, Noel adeta kaderin cilvesiyle küçük kızı ile mutsuz bir hayata hapsolmuştur, kafamdaki filmde Noel'i Melissa George canlandırıyordu:) Norman da sanki kader kurbanıdır, o da Edward Norton olabilir mesela...

Neyse daha fazla anlatıp sürprizleri bozmayayım ama genel olarak Soğuk karakterleri güzelce işleyen, aslında basit gibi görünen kurgusuna rağmen sayfaları size merakla çevirtecek bir kitap. Sadece sonlarındaki askiyondan biraz sıkıldım ama genel olarak güzeldi, kafa dağıtacak değişik bir şeyler okumak isteyenlere tavsiye ederim. Keyifli okumalar.

22 Ağustos 2017 Salı

Değil Efendi’nin Renk ve Korku Meselleri – İsmail Güzelsoy

Birkaç ay önce yazarın Değmez isimli romanı hakkında yazığımda bir çok arkadaşım özellikle Değil Efendi’nin Renk ve Korku Meselleri (nedense hep “renk ve koku” diyesim geliyor) isimli romanını tavsiye etmişti. Ben de tavsiyeler üzerine hemen aldım kitabı.

Kitap 2010 yılında Doğan Kitap’tan çıkmış ve 310 sayfa. Daha önce yazardan bahsetmiştim ama yine kısaca bahsedeyim, 1963 Iğdır doğumlu, orta öğrenimini İstanbul’da yapmış, İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’nu bırakıp İsveç’e gitmiş, orada yaşadığı 3 yıl boyunca İsveç Edebiyatı üzerine çalışmış. 2005 yılında yazığı Sincap romanı, bu romanda da geçen bir karakterin hikayesini anlatıyor. Bundan sonra yazığı Değmez isimli roman da –tam olarak bu hikayenin devamı olmasa da- bunun devamı niteliğinde.

Kahramanımız İskender Sof, İstanbul’da yaşayan ünlü bir şair, ancak eserleri sakıncalı bulununca sakıncalı bulunan diğer meslektaşları gibi faili meçhul bir cinayete kurban gitmemek için, oradan Sovyetler Birliği’ne kaçmak üzere Iğdır’a gidiyor, Habil ismiyle trende arkadaşlık kurduğu Sincap’ın peşine takılıyor. Bu arada şairle ilgili ilginç bir nokta da renkleri görememesi. Sincap İskender’i, her sorunu çözer dediği Ahund’a götürüyor, Ahund ve torunu Nuh bilge kişiler, İskender’e bir şekilde kanları ısınıyor ve sorununu çözüm aramaya başlıyorlar. Bu arada hikayemizin anlatıcısı, aynı köyden bir meddah olan Değil Efendi. Bence romanın en güzel, en heyecanlı kısımları da Değil Efendi’nin bizzat ağzından dinlediğimiz kısımlar. Romandaki bir diğer önemli karakter de köyün delisi Ninno. Ninno aynı zamanda Değmez’in de önemli karakterlerinden birisi. Bu arada kitabın isminden de anlaşılacağı üzere renkler romanda önemli bir yere sahip, yazarın sanata yakınlığı (Değmez’deki illüstrasyonları kendisi yapmıştı) dikkat çekiyor. Korku da kitaptaki bir diğer önemli tema, İskender korkunun tersini arıyor.

Değmez ve Değil Efendi’nin Renk ve Korku Meselleri arasında ilginç ilişkiler de var, bu romanda yazar “Nuh, İskender ve Selvi’ye neler olduğu bir başka romanın konusu” diyor. Bu romanda şair İskender Aras nehri üzerinden Sovyetler’e sığınıyor, Değmez’de ise şair Faruk Ferzan aynı şekilde Aras’ı geçmeye çalışıyor. İskender’in kendisi anlatan karısı kızıl saçlı Süheyla. Faruk’un sevgilisi de kızıl saçlı Süheyla.

Sonuç olarak ben romanı çok sevdim, yazarın geçtiğimiz günlerde çıkan Gölge romanını da çok merak ediyorum ve okumak istiyorum. Keyifli okumalar dilerim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...