19 Şubat 2018 Pazartesi

Hygge; Danimarkalıların Mutluluk Sırrı - Meik Wiking


Birkaç ay önce amazon’da mutluluk üzerine kitaplar arıyordum, o zaman karşılaşmıştım Hygge ile. İlk defa duygduğum bu kelime bana pek bir şey ifade etmemişti tabi ama bu isimde çok fazla kitapla karşılaştığıma şaşırmıştım, “evde hygge”, “hygge tarifler”, “hygge dekorasyon önerileri” gibi pek çok kitap vardı. Ama içlerinden en popüler olanı ise Meik Wiking’in yazdığı Hygge isimli kitaptı. O zaman bu kitabı almaya kararvermiş ama son anda -iyi ki- vazgeçmiştim. Hatta o sıra kitabın orijinalini Pandora’da görmüştüm. Kasım 2017’de de kitap Pegasus Yayınları’nca dilimze kazandırılmış. Çevirisini Medina Azadoğlu’nun yaptığı kitap 287 sayfa. Aynen orijinali gibi harika, ciltli, yaldızlı bir kapağı ve güzel resimlerle dolu hoş bir sayfa tasarımı var. 287 sayfa ama oldukça kolay okunuyor, ben kitabı orta bir  hızla iki günde bitirdim.

Gelelim Hygge’ye, kısaca kitabın alt başlığında da söylendiği gibi Danimarkalıların mutluluk sırrı veya mutluluk yöntemleri diyebiliriz. Yazar hygge tanımına ve diğer ülkelerde kullanılan benzer tanımlardan farklarına geniş yer ayırmış, Doğrusu hygge neredeyse sezgilerle anlaşılacak bir şey olmuş, örneğin pasta ne kadar kremalıysa o kadar hyggedir, veya 3-4 kişi 2 kişiden veya 10 kişiden daha hyggedir, gibi.

Hygge esasen yaptıklarınızı daha samimi, sıcak ve keyifli hale getirmeyi hedef alıyor. Mesela aydınlatma çok önemli bir faktör, sert ve yoğun ışıklar hygge değil, en iyisi hafif loş ışıklar, özellikle de mum ışığı. Danimarkalılar bu konuda neredeyse takıntılı. Güzel yiyecekler, özellikle de pastalar, tatlılar, şekerlemeler hyggenin önemli bir parçası; sağlığımızı tehlikeye atmadan kendimizi şımartmak çok hygge bir şey :))


Kitap hemen hemen ilgili bütün konulara değinmiş, giyimde hygge, dekorasyonda hygge, arkadaşlarla yemek yerken hygge, her mevsim hygge, noelde hygge, hygge ve mutluluk kitapta ele alınan diğer bazı konular. Yazar zaten mutluluk araştırmaları yapan Mutluluk Araştırmaları Enstütüsü’nün kurucusu, dolayısıyla kitapta çok sayıda araştırma sonucu da yer alıyor. Ben kitabı çok sevdim ve ilham verici buldum. Şık bir kitap olması da kitabı oldukça hygge kılıyor zaten.  Tavsiye ederim, keyifli okumalar :)


13 Şubat 2018 Salı

Gökyüzü - Reşat Nuri Güntekin

Reşat Nuri Güntekin’in okuduğum onikinci  eseri. 1982 yılında İnkâp ve Aka Kitabevleri’nden çıkan eser 240 sayfa, yazarın 1935 yılında yazdığı onbirinci romanı.
 
Gökyüzü benin en beğendiğim Reşat Nuri Güntekin eserlerinden biri oldu. Kitap 1931 yılında başlıyor, kahramanımız 60’lı yaşlarının başında olmasına rağmen oldukça bakımlı ve genç görünüşlü, aynı zamanda hali vakti yerinde bir beydir. Önce bize geçmişini anlatır, tıbbiyeyi bir takım hükümet karşıtı fikirlerinden dolayı yarım bırakmak zorunda kalmış, bu yüzden bir kaç senesini de Trablus’ta sürgün geçirmiştir. Ancak daima neredeyse inançsızlığı ile övünmüş, sadece bilimselliğe değer vermiştir. Kimsesiz bir akraba kızı olan genç Sevim’i bir takım olaylar sonucu yanına almaya karar verir. Sevim’de aynen kahramanımız gibi adeta inançsızlığı ile övünmekte, onun gibi bilimsellik dışında bir şeye değer vermemektedir. Kahramınızın arkadaşı Mükerrem Bey ise onların aksine spiritülellikle yakından ilginenmektedir. Mükerrem Bey spiritualizm camiasında bilinen biri olduğu için kendisine bu konuda çeşitli davetler de gelmektedir. Bir gün kendisini önemli bir ruhçuluk seansı için Bursa’ya davet ederler. O da arkadaşını ve Sevim’i de gezmek bahanesiyle kendisine katılmalarını teklif eder. Bursa’ya gidip hep beraber gezerler ve seansa da katılırlar, ancak seans sırasında bayılan Sevim bir türlü kendine gelemez ve sonrasında çok ağır bir hastalık geçirir. Doktorlar bir türlü teşhis koyamazlar. Bu sırada kahramanımız bilim ve çoğu zaman aşağı gördüğü inançlar arasında çelişkiler yaşar. Hikayemiz 1939 yılında son bulur.
 
Başta da dediğim gibi kitabı çok beğendim, yazar “gökyüzü” kelimesi ile inançları anlatmak istemiş. Ön planda çeşitli olaylar vasıtasıyla inanç meselesi işlenirken, arka planda yazarın detaylı anlatımı sayesinde gösterilen ayrıntılarda o günkü yaşam şekli, alışkanlıklar konusunda bilgi sahibi olmak mümkün. Kısacası Gökyüzü benim çok beğendiğim bir Reşat Nuri Güntekin romanı oldu, size de tavsiye ederim, keyifli okumalar dilerim.



10 Şubat 2018 Cumartesi

Sevgililer Günü için dev hizmet! Her ilişkiye uygun birbirinden farklı hediye önerisi

Evet, yine o malum tarih yaklaştı. Belki uzun zamandır evlisiniz, “Artık Sevgililer Günü mü kaldı bize?” diyorsunuz. Belki uzatmalı sevgilisiniz, her 14 Şubat geldiğinde ne alacağınızı kara kara düşünüyorsunuz. Belki yeni bir sevgili yaptınız, heyecandan ne alacağınızı bilemiyorsunuz. Belki de bu günü evinizde tüylü, minik dostlarınızla geçirecek ve “En güzel sevgi bu!” diyorsunuz. O da mı değil? E, o zaman neden kendi kendinize hediye almıyorsunuz? Tamam, merak etmeyin; bu listede hepinizi düşündük.




 

- İlişkiyi heyecanlandırmak için baştan çıkarıcı bir koku alın. Kokular hafızada yer bırakır ve her yeni koku bambaşka hatıralar yaratır. Hazır kış ayındayken baskın ve egzotik kokuları tercih edebilirsiniz. 


Kadın parfüm önerimiz için tıklayın! 


Erkek parfüm önerimiz için tıklayın! 


- İlişkinizin başladığına dair sosyal medyada boy boy fotoğraflarınızı sergilediniz büyük ihtimalle. Ama unutmayın, geleneksel fotoğraf albümünün anlamı her zaman çok başkadır. O nedenle, HP Sprocket kırmızı fotoğraf yazıcısı sevgililer günü için çok keyifli bir hediye olacaktır.  HP Fotoğraf yazıcısı için tıklayın!

 


- Bu önerimiz ise beylere. Her zaman geç kalmasına sebebiyet verdiği için söylendiğiniz eşinizin makyaj setini yenileyerek şaşkınlık yaratmaya ne dersiniz? Kadınlar kozmetik ürünlere bayılır, biliyorsunuz.  Kozmetik ürünleri için tıklayın!



Her Pazartesi beraber spor yapmaya niyetleniyor ama ilişkideki bir taraf planları bozuyorsa, şahane bir fikrimiz var. Motivasyonu yükseltecek bir akıllı bileklik! Fiziksel aktiviteleri detaylı bir şekilde takip etmeye olanak tanıyan bu bilekliklerle spordan kaçmak yok, sağlıklı hayata hemen başlamak var. Akıllı Bileklikler için tıklayın!



- Romantiklik önemli. Karşınızdakine ince bir ruhu ve ince zevklere sahip biri olduğunuzu göstermek için en iyi gün, bugün! Hediye edeceğiniz retro bir plakçalarla eski plakları dinleyip, romantik bir akşam geçirebilirsiniz. Retro plakçalarlar için tıklayın!


Ben hala kararsızım daha fazla seçeneğe bakmalıyım diyorsanız zaman kaybetmeden buraya tıklayabilirsiniz

Bir boomads advertorial içeriğidir.

5 Şubat 2018 Pazartesi

Not: Seni Seviyorum - Cecelia Ahern





Daha önce Love, Rosie filmini izleyip çok sevmem üzerine, filmin uyarlandığı roman olan Kadere Bak’ı okumuş ve sevmiştim. Aynı yazarın romanından uyarlanan Not:Seni Seviyorum filmini de sevdiğimden yine romanını okumaya karar vermiştim. Turkuvaz Kitapçılık’tan 2009’da çıkan kitap 421 sayfa olup Dilek Şendil tarafından çevrilmiş.
Holly’nin çok aşık olduğu eşi Gerry aniden hastalanır ve hayatını kaybeder. Henüz 30 yaşında olan ve hayatını hala düzene oturtamamış Holly için bu tam bir yıkım olur. Ancak onu çok iyi tanıyan Gerry sevgili eşinin yaşayabileceklerini tahmin etmektedir, bu yüzden hem onun birden bire boşluğa düşmesini önlemek hem de yavaş yavaş hayatını düzene sokmasına yardım edebilmek için ona güzel bir sürpriz yapar, vefatından sonra Holly’nin her ay açıp okuyacağı ve yapmasını istediği bir şey içeren kısa mektuplar bırakır ona. Örneğin ilk ay ondan basit bir şey ister, her gece yataktan çıkıp ışığı kapatmaktan nefret ettiği için bir başucu lambası almasını ister ve b u böyle devam eder. Holly bu süreci atlatırken ailesi ve arkadaşlarının desteğiyle geçirecektir...
Açıkçası kitabı pek de beğenmedim, film çok daha güzeldi, belki de filmdeki görsellik de filmde çok güzeldi tabi, ayrıca bence kurgusu da daha güzeldi. Kısacası son zamanlarda başgösteren aşk romanı okuma isteğim kursağımda kaldı:)) Var mı bana aşk romanı tavsiyeniz? Keyifli okumalar dilerim...


30 Ocak 2018 Salı

Altın Köşk Tapınağı - Yukio Mişima


Yukio Mişima'nın büyük bir hayranı olduğumu belki biliyorsunuzdur. Altın Köşk Tapınağı yazarın çok bilinen eserlerinden biri olmasına rağmen dilimize çevrilmemişti. Hatta ben de bir süre önce Can Yayınları'na e-posta gönderip eserin çevrilmesini rica etmiştim. Onlar da beni kırmamış (:)), ekim ayında eseri yayınlamışlar. Çeviri orijinal dilinden Ali Volkan Erdemir tarafından yapılmış.



Yukio Mişima'dan yazarın önceki kitaplarını tanıtırken fazla fazla bahsetmiştim. Yazar bu eseri 1956'da yazmış, erken dönem eserlerinden biri olduğu söylenebilir, Thirst of Love (1950), Dalgaların Sesi (1954), Bereket Denizi dörtlemesi (1969).

270 sayfalı roman çoğunlukla güzellik üzerinde duruyor. Kahramanımız Mizoguçi keşiş olan babasının ölümüyle, babasının da büyük hayranlık duyduğu Altın Tapınak'a çömez olarak alınır.




Kyoto'daki Altın Tapınak

Mizoguçi kekemedir, bu sözde kusuru onda güzellik konusunu bir takıntı haline getirmiştir. Bir güzellik abidesi kabul edilen Altın Tapınak da dolayısıyla Mizoguçi'nin hayran olduğu bir yerdir ve hatta tapınak onun için güzelliğin zirvesi olduğundan, güzellik takıntısının da odağı olur. Bu takıntı Mizoguçi'nin hayatını nasıl etkileyecektir acaba?


Mişima gerçekten muhteşem bir yazar. Bu kitaba belki de benim yoğun bir dönemime rastladığı için sanırım kendimi pek veremedim, okumam biraz uzun sürdü ama rahat bir dönemimde tekrar okumak istiyorum. Yazar satır aralarında yine çok anlamlı sözlere yer veriyor, şiirsel bir dil kullanıyor. Felsefi fikirler oldukça ilginç. Keyifli okumalar dilerim.














21 Ocak 2018 Pazar

Senden Önce Ben - Jojo Moyes



Her ne kadar şimdiye kadar pek az soğukla karşılaşmış olsak da kış mevsimindeyiz ve mevsimin en önemli özelliklerinden birisi, bize battaniyenin altında kahve eşliğinde içimizi ısıtacak romanlar okuma ihtiyacı hissettirmesi. İçimizi ısıtacak romanlar başlığı altında en sık gördüğümüz tür ise aşk romanları. Aşk romanları başlığı altında ise son zamanlarda en sıkça adını duyduğumuz roman Senden Önce Ben. Aslında neredeyse modası geçti bile. Hele de başrollerini Emilia Clarke ve Sam Claflin’in oynadığı 7,4 imdb puanlı 2016 yapımı filminden sonra .. :)



 

Gelelim romanımıza, Will Traynor önceki hayatında başarılı bir iş adamı, yakışıklı bir Don Juan, gezgin, esktrem sporlar meraklısı bir yuppie’dir. Beklenmedik bir trafik kazası onu 35 yaşında tekerlekli sandalyeye mahkum eder ancak yaşadıkları bununla sınırlı değildir, sürekli hastalıklar, ağrılar onun yakasını bırakmaz. İki yıl bunlara dayandıktan sonra ötanazinin yasal olduğu İsviçre’de hayatına son vermeyi planlar. Ailesi onu birazolsun hayata bağlayabilme ve kararından vazgeçirmek için Louisa’yı işe alır, onun hiç birşeyden haberi yoktur. Ama Will’i hayata bağlamak için herşeyi göze alır...

 

Kitabın başında “eğer bu kitap sizi ağlatmıyorsa kalbiniz yok demektir” tadında yorumlar vardı, sanırım kalbim yok:)) Şaka şaka, ama okuduktan sonra “bu muydu?” demekten kendimi alamadım, bilmiyorum belki film daha çok hoşuma gittiği için ve konuyu bilerek okuduğum için daha az etkilenmiş olabilirim...

 

Pegasus Yayınları’ndan Mayıs 2015’de çıkan 478 sayfalık kitabın 16. baskısını okudum. Kitabın kolay ve çabuk okunduğunu ekleyeyim. Yalnız aşk kitabın son 40-50 sayfasında vardı, yani her tarafından romantizm akan bir kitap beklemeyin. Genel olarak “okunuyor” diyeyim, en çok kitabın sonunda yer alan “Will’in mektubu”nu beğendim. Kitabın verdiği fikir de hoşuma gitti, yani şartlar ne olursa olsun çıkın ve hayatınızı yaşayın, fırsatlarınızı kendiniz yaratın... Keyifli okumalar dilerim.

 
 





15 Ocak 2018 Pazartesi

Minyatürcü - Jessie Burton

Yine sevgili blogger arkadaşım Gül Akça'nın önerisiyle okuduğum bir kitap, kendisinin kitapla ilgili yazısı için tıklayınız.

Epsilon Yayınları’ndan 2015’te çıkan kitabı %50 indirimle aldım. 480 sayfalık kitabı Cem Şancı çevrimiş. Kitabın sonunda, romanın içinde flemekçe bırakılmış kelimelerin anlamlarını içeren küçük bir sözlük de var.

Yazar büyük ihtimalle gerçekten o tarihlerde Amsterdam’da yaşayan Petronella Oortman’ın halen Rijkmuseum’da sergilenmekte olan minyatür evinden esinlenmiş olmalı. Gerçek minyatür evin bir fotoğrafı da kitabın başına konulmuş.

Kitabımız 18 yaşındaki Petronella Oortman’ın kendisinden oldukça büyük ama yakışıklı ve zengin bir tüccar olan “evlendiği” Johannes Brandt’ın Amsterdam’daki eve gelişiyle başlıyor. Petronella (ya da kısaca Nella) evde Johannes’in kız kardeşi Marin ve genç hizmetçi Cornelia tarafından hiç de dostça karşılanmaz, evde adeta bir yabancıdır, Johannes onu daha sıcak karşılaşa da yine de karı koca arasındaki sevgiye dair bir işaret yoktur. Kısa süre sonra bu evliliğin gizemi açığa çıkar. Ancak Johannes’in Nella’ya düğün hediyesi olarak yaptırdığı gerçeğinin aynısı minyatür evin gelişiyle genç kadının hayatı birden heyecanla dolar. Nella şehirdeki tek (ve gizemli) minyatürcüye bazı siparişler verir, zamanla Nella’yı hayata bağlayan bu siparişler bambaşka anlamlara bürünür.

Kitabı çok beğendim, sıkılmadan sonuna kadar okudum, 15. yüzyılın sonunda Amsterdam’da yaşamın nasıl olduğunu da anlatan kitapta, özellikle minyatürcüyle ilgili gizemli kısımlar hoşuma gitti. Yazar sürükleyici ve gizemli kurgunun altında aynı zamanda genç ve tecrübesiz bir genç kızın sorumluluk sahibi bir kadına dönüşmesinin de hikayesini anlatmış. Değişik bir şey okumak isterseniz tavsiye ederim. Keyifli okumalar. 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...