21 Ocak 2018 Pazar

Senden Önce Ben - Jojo Moyes



Her ne kadar şimdiye kadar pek az soğukla karşılaşmış olsak da kış mevsimindeyiz ve mevsimin en önemli özelliklerinden birisi, bize battaniyenin altında kahve eşliğinde içimizi ısıtacak romanlar okuma ihtiyacı hissettirmesi. İçimizi ısıtacak romanlar başlığı altında en sık gördüğümüz tür ise aşk romanları. Aşk romanları başlığı altında ise son zamanlarda en sıkça adını duyduğumuz roman Senden Önce Ben. Aslında neredeyse modası geçti bile. Hele de başrollerini Emilia Clarke ve Sam Claflin’in oynadığı 7,4 imdb puanlı 2016 yapımı filminden sonra .. :)



 

Gelelim romanımıza, Will Traynor önceki hayatında başarılı bir iş adamı, yakışıklı bir Don Juan, gezgin, esktrem sporlar meraklısı bir yuppie’dir. Beklenmedik bir trafik kazası onu 35 yaşında tekerlekli sandalyeye mahkum eder ancak yaşadıkları bununla sınırlı değildir, sürekli hastalıklar, ağrılar onun yakasını bırakmaz. İki yıl bunlara dayandıktan sonra ötanazinin yasal olduğu İsviçre’de hayatına son vermeyi planlar. Ailesi onu birazolsun hayata bağlayabilme ve kararından vazgeçirmek için Louisa’yı işe alır, onun hiç birşeyden haberi yoktur. Ama Will’i hayata bağlamak için herşeyi göze alır...

 

Kitabın başında “eğer bu kitap sizi ağlatmıyorsa kalbiniz yok demektir” tadında yorumlar vardı, sanırım kalbim yok:)) Şaka şaka, ama okuduktan sonra “bu muydu?” demekten kendimi alamadım, bilmiyorum belki film daha çok hoşuma gittiği için ve konuyu bilerek okuduğum için daha az etkilenmiş olabilirim...

 

Pegasus Yayınları’ndan Mayıs 2015’de çıkan 478 sayfalık kitabın 16. baskısını okudum. Kitabın kolay ve çabuk okunduğunu ekleyeyim. Yalnız aşk kitabın son 40-50 sayfasında vardı, yani her tarafından romantizm akan bir kitap beklemeyin. Genel olarak “okunuyor” diyeyim, en çok kitabın sonunda yer alan “Will’in mektubu”nu beğendim. Kitabın verdiği fikir de hoşuma gitti, yani şartlar ne olursa olsun çıkın ve hayatınızı yaşayın, fırsatlarınızı kendiniz yaratın... Keyifli okumalar dilerim.

 
 





15 Ocak 2018 Pazartesi

Minyatürcü - Jessie Burton

Yine sevgili blogger arkadaşım Gül Akça'nın önerisiyle okuduğum bir kitap, kendisinin kitapla ilgili yazısı için tıklayınız.

Epsilon Yayınları’ndan 2015’te çıkan kitabı %50 indirimle aldım. 480 sayfalık kitabı Cem Şancı çevrimiş. Kitabın sonunda, romanın içinde flemekçe bırakılmış kelimelerin anlamlarını içeren küçük bir sözlük de var.

Yazar büyük ihtimalle gerçekten o tarihlerde Amsterdam’da yaşayan Petronella Oortman’ın halen Rijkmuseum’da sergilenmekte olan minyatür evinden esinlenmiş olmalı. Gerçek minyatür evin bir fotoğrafı da kitabın başına konulmuş.

Kitabımız 18 yaşındaki Petronella Oortman’ın kendisinden oldukça büyük ama yakışıklı ve zengin bir tüccar olan “evlendiği” Johannes Brandt’ın Amsterdam’daki eve gelişiyle başlıyor. Petronella (ya da kısaca Nella) evde Johannes’in kız kardeşi Marin ve genç hizmetçi Cornelia tarafından hiç de dostça karşılanmaz, evde adeta bir yabancıdır, Johannes onu daha sıcak karşılaşa da yine de karı koca arasındaki sevgiye dair bir işaret yoktur. Kısa süre sonra bu evliliğin gizemi açığa çıkar. Ancak Johannes’in Nella’ya düğün hediyesi olarak yaptırdığı gerçeğinin aynısı minyatür evin gelişiyle genç kadının hayatı birden heyecanla dolar. Nella şehirdeki tek (ve gizemli) minyatürcüye bazı siparişler verir, zamanla Nella’yı hayata bağlayan bu siparişler bambaşka anlamlara bürünür.

Kitabı çok beğendim, sıkılmadan sonuna kadar okudum, 15. yüzyılın sonunda Amsterdam’da yaşamın nasıl olduğunu da anlatan kitapta, özellikle minyatürcüyle ilgili gizemli kısımlar hoşuma gitti. Yazar sürükleyici ve gizemli kurgunun altında aynı zamanda genç ve tecrübesiz bir genç kızın sorumluluk sahibi bir kadına dönüşmesinin de hikayesini anlatmış. Değişik bir şey okumak isterseniz tavsiye ederim. Keyifli okumalar. 


8 Ocak 2018 Pazartesi

Başka Zaman Kütüphaneleri - Zoran Zivkovic


Yine çok sevdiğim blogger arkadaşım Biblio'nun tavsiyesi ile okuduğum bir kitap oldu Başka Zaman Kütüphaneleri. Sırp yazar Zivkovic, Belgrad Üniversitesi Filoloji Fakültesi’nde profesörmüş, ayrıca yaratıcı yazarlık dersi de veren Zivkovic’in 21 tane kurgu eseri varmış.

Zepros Yayınları’ndan 2015’de çıkan kitap 2003 Dünya Fantezi Ödülü’nü almış. 134 sayfalık kitabı roman zannetmiştim, ikinci öyküyü garip bir şekilde ilkinin devamı diye okudum ama üçünü öyküde karakterler arasındaki tutarsızlığı fark edince uyandım:)) Arka kapakta da öykülerden kısaca bahsedip, “Olağanüstü bir düş gücünün ürünü olan “Başka Zaman Kütüphaneleri,” içinde Pandora’nın kutusunun saklı olduğu bir roman,” cümlesi ile yazıya son verilince kafam karışmıştı. Neyse, fazla uzatmayayım kitap altı öyküden oluşuyor; Sanal Kütüphane, Ev Kütüphanesi, Gece Kütüphanesi, Cehennem Kütüphanesi, En Küçük Kütüphane ve Soylu Kütüphane.

Öyküler isimlerinden de anlaşılacağı üzere kitaplar ve kütüphanelerle ilgili, ben en çok sevgili Biblio’nun bloguna da ismini veren Gece Kütüphanesi ve En Küçük Kütüphane hikayeleri ile Soylu Kütüphane hikayesinin sonunu sevdim:) Genel olarak hoş, ilginç fikirlerden oluşan, sade hikayeler olduklarını söylemek mümkün.

Kitapla ilgili internette gezinirken severek takip ettiğim Kayıp Rıhtım sitesinde şu yazıya rastladım;

Çoğuna katıldığım yazıda ilginç bir iki noktaya da değinilmiş; örneğin yazar kitabın sonunda Jeff VanderMeer’e (kurgu yazarlığı için el kitabı niteliğindeki Harikalar Kitabı’nın yazarı) teşekkür ediyor yardımları için. Bu yazıda bir de öykülerin çok sıradışı olmadığı, benzelerinin Sadık Yemni,  Doğu Yücel, Galip Dursun tarafından da yazılmakta olduğu belirtilmiş. Kitabı okurken gerçekten aklıma Sadık Yemni’nin Sınav Hortlağı kitabı gelmişti.


Sonuç olarak, keyifli bulduğum bir kitapı ve kitapseverlerin de keyifle okuyacaklarına inanıyorum, kitabın kapağını da çok hoş bulduğumu ekleyeyim:) 

2 Ocak 2018 Salı

Tilki, baykuş, bakire - Yaprak Öz


Yaprak Öz’ün en son romanı, 2017 Nisan’da yine Yitik Ülke Yayınlar’ndan çıkmış, 201 sayfa. Daha önce yazarın Berlinli Apartmanı, Şeytan Disko isimli romanları ile Şiirli Müzik Kutusu isimli şiir kitabını okumuştum. Hem şiirlerini hem romanlarını çok etkileyici bulmuştum. Bu romanı da çok etkileyici. Kahramanımız Begüm eşinden ayrılmış orta yaşlarının sonuna yaklaşmakta olan bir kadındır, kızı Ada’nın liseye başlamasıyla ikisi yeni bir eve taşınıp yeni bir hayata yelken açarlar. Begüm hem ek bir gelir olması için hem de kızına yakın olabilmek için okul kütüphanesinden çalışmaya başlar. Bir velinin okula bağışladığı kitapları gözden geçirirken bir tanesinin içine saklanmış mektupları bulur, 50-60 yıl önce yazılmış bu mektuplar gizemli bir aile sırrına işaret etmektedir. Begüm bir şekilde bu mektupların peşine düşünce macera başlar.

Yine iki günde okuyup bitirdiğim süper sürükleyici bir romandı. Özellikle yazarın kitaplara, filmlere ve müziklere yaptığı göndermeler çok hoşuma gidiyor. Bu romanda özellikle Stanislav Lem’in Solaris romanı baş roldeydi diyebilirim. Kitaptan yapılan alıntılar o kadar ilginç ve güzeldi ki, okurken sıkıcı bulduğum Solaris’i bu gözle yeniden okumak istedim. Yazar kitabın başında annesi, babası ve kardeşine de teşekkür etmiş, yalnız babası için yazdığı ‘avladığı tilki ve baykuşların öykülerini anlatan babama” kısmı inşallah gerçek değildir...


Kısacası romana bayıldım, yazarın bir sonraki romanını merakla bekliyorum, sürükleyici bir şey okumak isteyenlere şiddetle tavsiye ediyorum, keyifli okumalar. 

26 Aralık 2017 Salı

Cadı Tohumu - Margaret Atwood


Doğan Kitap, Vintage Yayınevi’nin Hogarth Shakespear serisini Shakespear Yeniden adıyla dilimize kazandırıyor. Seri, ölmümünün 400.yılı dolayısıyla başlatılmış, ünlü eserlerinin çağdaş yazarlar tarafından yeniden yorumlandığı roman serisi. Seride bu kitap dışında Jeanette Winterson’un Kış Masalı’nı yeniden yorumladığı Zaman Boşluğu (çevrilmiş), Anne Tyler’ın Hırçın Kız’ı yeniden yorumladığı Sirke Kız, Howard Jacobson’un Venedik Taciri’ni yeniden yorumladığı Benim Adım Shylock, Edward St.Aubyn’ın Kral Lear yorumu, Tracy Chevalier’in Othello yorumu, Jo Nesbo’nun Macbeth yorumu ve Gillian Flynn’ın Hamlet yorumu bulunuyor. Gördüğüm kadarıyla şimdilik sadece Zaman Boşluğu çıkmış bu kitabın dışında. Daha önce Jeanette Winterson’un Bedende Yazılı kitabını okumuş ve beğenmiştim, dolayısıyla Zaman Boşluğu ilgimi çekebilir diye düşünüyorum.

Kanadalı yazar Margaret Atwood’un Kör Suikastçi kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Cadı Tohumu, yazarın Shakespear’ın ünlü ve en beğenilen eserlerinden olan Fırtına’yı yeniden yorumu. Bu kitabı okumadan önce İş Bankası Yayınları’ndan çıkan Fırtına oyununu da okumuştum, gerçi Cadı Tohumu’nun sonuna bu oyunun özetini eklemişler ama orijinalini okumak çok daha keyifli oldu tabi ki.



Fırtına’dan kısaca bahsedecek olursak Milano Dükü Prospero, yerine geçmek isteyen hain kardeşi ve yardakçıları tarafından 3 yaşındaki kızı Miranda ile beraber su alan bir tekneye bindirilip sürülür, ancak şans eseri Prospero ve kızı ıssız bir adaya ulaşıp hayatta kalmayı başarırlar. Kendisini kitaplarına, büyü ve sihire veren Prospero, adada yaşayan yabani Caliban’ın ( gönülsüz) ve cin Ariel’in hizmetleriyle yaşamını sürdürür. 12 yıl sonra garip bir tesadüfle Prospero’nun bahtsızlığından sorumlu kişiler -Ariel’in de işiyle- deniz kazası geçirip Prospero’nun adasına düşer. Yıllarca intikam arzusu ile yaşayan Prospero bu fırsatı çok iyi değerlendirecektir...

Atwood 326 sayfalık bu romanında, ilginç bir kurgu ile oyunu günümüze uyarlamış. Çok başarılı, orta yaşını geçmiş bir sanat yönetmeni olan Felix, çok güvendiği sağ kolu Tony tarafından türlü hile ile işinden edilir. Bu darbe ile yıkılan Felix eski hayatını tamamen geride bırakıp 3 yaşında kaybettiği biricik kızı Miranda’nın hayali arkadaşlığı ile her türlü konfordan uzak bir kulübeye yerleşir. Uzun zaman kendiyle başbaşa kaldıktan sonra yeni bir kimlikle Fletcher Hapishanesi’nde mahkumların rehabilite edilip yeni beceriler kazanması için açılan bir kursa eğitmen olmak için başvurur. Sonuçta orada her sene Shakespeaer oyunları oynanır hale gelir, Felix de onların çok sevilen tiyatro öğretmeni ve yönetmeni olur. Aynen Fırtına oyununda olduğu gibi şans Felix’e güler ve ona oyun oynayanlar cezaevine sergilene oyunu görmeye ve bir nevi denetleme yapmaya gelirler, aynen Prospero gibi Felix de bu fırsatı çok iyi değerlendireceklerdir. Mahkumların sergileyeceği oyun ise Fırtına’dır...

Moda Sahnesi'nde sergilenmekte olan Fırtına oyunundan bir sahne... Miranda ve Ferdinand...

İlk başta Atwood’un bu kadar benzer ve açık bir tema kullanmasını, Fırtına oyununun öğelerini gözümüze sokmasını yadırgamıştım doğrusu, ama resimde ‘espri kopya’ denen bu olguda örneğin sadece orijinal resmin düzenlemesini kullanmak yeterli değil, eserin orijinalinin açık bir şekilde hatıraltılması gerekiyor, dolayısıyla bu açıkça göstermelerin olması gerekiyormuş, ayrıca Atwood bu unsurları o kadar ustaca kullanmış ki, düşüncelerim tamamen değişti. Örneğin Felix’in kızı hayali Miranda (dikkat biraz spoiler:) aslında Miranda’nın değil Ariel’in yerinde kullanılmış vs vs...


Sonuç olarak kitabı beğendim - bayılmadım ama güzeldi diyebilirim. Sadece kitabın sonunda sanki biraz uzatılmış, tiyatro oyunundaki her mahkum karakterinin oyundan sonraki olası kaderi hakkında yorum yapıyor, bu kısım daha farklı olabilirdi diye düşünüyorum, sonuçta okur esas hikayeyle ilgileniyor. Yine de dediğim gibi hoş bir kitaptı. Serinin diğer kitaplarını da merakla bekliyorum ve Zaman Boşluğu’na da kesinlikle göz atacağım. Shakespeaer seviyorsanız hele mutlaka bakın. Keyifli okumalar dilerim. 

Resim 2: http://mimesis-dergi.org/wp-content/uploads/William_shakespeare_dm.jpeg
Resim 3: https://twitter.com/yasarbayramgul (Oyunculardan Yaşar Bayram Gül'ün twitter'ından)


18 Aralık 2017 Pazartesi

Karanlık Köy- Gürgen Öz



Daha önce Yaprak Öz’ün romanlarını okuyup çok sevmiştim, kendisinin Gürgen Öz’ün ablası olduğunu, üstelik onun da bir öykü kitabının ve bir de romanının olduğunu öğrenince şaşırmıştım. Gürgen Öz’ün ilk kitabı, Nevrotik psikolojik öykülerden oluşuyormuş. İkinci kitabı ise bir korku-gerilim romanı. Kitabın başında yer alan yazar hakkında bilgi kısmında, Gürgen Öz’ün ayrıca çarpık kentleşme üstüne Neden Böyle? isimli bir de belgesel çektiği yazıyor. (Belgeseli izlemek isterseniz  tıklayınız.) Kendisi Tiyatro bölümünü bitirdikten sonra yüksek lisansında Davranış Psikolojisi ve Farkındalık Teknikleri üzerine çalışmış. Zaten yazar bu birikimlerine romanında yer veriyor.


Karanlık Köy, Yaprak Öz’ün kitapları gibi Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkmış, yayın tarihi 2016 Ekim. 264 sayfalık roman başta da dediğim gibi korku-gerilim türünde. Yaprak Öz’ün romanları daha hafif bir gerilimken, Gürgen Öz’ün romanı insanı oldukça geren türde. İki kardeşin çocukken beraber bol bol korku ve gerilim filmleri izlediğini düşündüm doğrusu. Zaten Yaprak Öz bir söyleşisinde çok korku filmi izlediğinden bahsediyordu.

Gelelim romanımızın konusuna, kahramanımız Murat televizyon dünyasının idealist bir üyesiyken gezi olayları sırasında kanalıyla düşünce ayrılığı yaşadığı için işini terk eder. Bundan sonra biraz bunalımlı bir dönem geçirir ve bir arkadaşının kanalı için belgesel çekmeye başlar. Ama kalbi televizyon dünyasının aksiyon dolu tarafındadır. Yine de işsiz kalmaktan iyidir düşüncesiyle işini yapmaktadır. Bir gün Sümela Manastırı hakkında bir belgesel için Trabzon’a gider ve orada rahberinin Karanlık Köy’den bahsetmesi ilgisini çeker. Dağların tepesinde gizli bir köşede bulunan bu köyde yaşayan Müslümanlar ve Rumlar bir gece ne olduysa birbirini katleder, kimse hayatta kalmaz, terk edilen bu köy yine de yıkılmaz. Murat haberci yönüyle buraya gidip köy hakkında bir belgesel çekmek ister. Ama rehberini bir türlü ikna edemez, çünkü rehberi gençliğinde burada hiç hoş olmayan bir tecrübe yaşamıştır ve kesinlikle buraya tekrar gitmek istememektedir. Murat bir şekilde rehberi Serhat’ı kendisi ve kameramanı Kerem’i köye bırakmaya ikna eder. Peki köyde onları neler beklemektedir...?

Arka kapak yazısında; ”... Sizce korktuğumuz gerçeklerden kaçtığımızda, onlar daha korkunç batıllara mı dönüşür? En önemlisi; korktuğumuz şeylere inanmaya başladığımızda, onları gerçek yapar mıyız?

Yüzleşemediklerimiz, sakladıklarımız, batıllarımız ve toplum olarak geçmişte sıkışıp kaldığımız şeyler üzerine heyecanlı bir psikolojik gerilim...”


Kitabı çok beğendim, yani herhalde hiç kitap okurken bu kadar gerilmemiştim. Ayrıca yazar satır aralarında toplumsal eleştirilere, gezi olayı gibi güncel konulara da yer vermiş, ve tabi Murat, Kerem gibi kahramanları vesilesiyle kişisel psikoloji konularına da değinmiş. Kısacası korku-gerilim üst yapısına sahip roman arka planda bir psikoloji romanı aslında. Zonguldak doğumlu yazar herhalde o bölge söylentilerine de yabancı değildir diye düşünüyorum, böylece yazarın alt yapısıyla birleşip sonuçta böyle bir roman çıkmış ortaya.  Kısacası sürükleyici ve korkunç bir roman okumak isterseniz mutlaka tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim. 

Resim 2: http://tr.web.img2.acsta.net/c_215_290/medias/nmedia/18/85/49/93/19791982.jpg


14 Aralık 2017 Perşembe

Kumdan Kale - Iris Murdoch

Iris Murdoch okumalarım devam ediyor, Kumdan Kale'den sonra okumadığım Melekler Zamanı, Nadir Kitap'tan aldığım Flight From Enchanter kaldı romanlardan. Bir de üç adet felsefe makalesinden oluşan İyinin Egemenliği var. 

Kumdan Kale yazarın 1957'de yazdığı üçüncü romanı; ilki 1954'te yazdığı Ağ, ikincisi Flight from Enchanter (dilimize çevrilmemiş). Arkasından 1958'de Çan'ı yazmış, ben de kitabı okurken hem tarz olarak hem de format olarak Çan'a çok benzetmiştim. Bu arada yazarın dilimize çevrilmemiş pek çok romanı var, inşallah onlar da çevrilir.

1994 yılında Ekin Yayınları'ndan çıkan kitap 300 sayfa. Yalnız çevirisini pek beğenmedim, dizgi hataları da az değildi. İlk sayfalar Mor ve karısı Nan arasındaki konuşmalarla açılıyor. Ben bu alışılmadık isimleri görünce kitabın önce distopya falan tarzında olduğunu düşünmüştüm, değilmiş. Mor nispeten köklü bir okulda öğretmendir, eşi Nan ve babalarının öğretmenlik yaptığı okulda öğrenci olan oğlu Donald ve kızı Felicty ile birlikte, aynen diğer öğretmenler gibi okula yakın bir evde oturmaktadır. Yaşadıkları çevre hemen hemen okul öğretmenleriyle sınırlı dar bir  çevredir. Okulun eski müdürü Demoyte de okula yakın bir evde oturmaktadır, Mor için oldukça önemli ve değerli biridir bu yaşlı adam ve sık sık görüşmeye devam ederler. Bir gün Demoyte'nin okul için bir yağlı boya tablosunun yaptırılması gündeme gelir. Bunun için ünlü bir ressamın nispeten ünlü kızı Rain Carter davet edilir, ancak Demoyte'nin kişiliğiyle birlikte aynen resme aktarılabilmesi önemlidir, yani Rain bir süre Demoyte ile kalıp onu tanımalıdır. Bu arada gayet tutarlı ve ciddi bir adam olan Mor, eşinin baskıcı tutumu nedeniyle sıkıntı çekmektedir. Bütün bunlar nelere sebep olacaktır...??

Kitap konusunda kararsızım, yine ustaca yazılmış bir roman olduğu tabi ki su götürmez ancak örneğin ilk 100 sayfa maalesef sıkıcıydı. Yazar yine karakterler arasında felsefi tartışmalar yaptırmış, özellikle sanat konusunda konuşmalar bol. Bunlara yazarın imzası gözüyle bakabiliriz. Ayrıca yazarın romana gizem katmak üzere eklediği Felicty ile ilgili durum, Donald ile ilgili konular havada kalmış bana göre ve biraz zorlama. Çünkü romanın geri kalan kısımlarıyla bağlantıları yok veya çok az. Bunun dışında o umutsuz aşk havası çok hoşuma gitti tabi ki..:) Kısacası Iris Murdoch'u tanımak için iyi bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Ama benim gibi bütün kitaplarını okumak niyetindeyseniz buyurun..:)) Keyifli okumalar dilerim..:)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...