21 Ekim 2017 Cumartesi

Düşündüğün Gibi Değil - Serhat Yabancı

Serhat Yabancı’yı facebook’taki paylaşımlarından biliyordum. Kendisi psikolojinin pek çok konusunda eğitimler almış bir psikoterapist, aynı zamanda çok yönlü bir insan olduğu da anlaşılıyor.

Kitabımız Avrupa Yakası Yayıncılık’tan ilk 2015 yılında çıkmış, benim okuduğum 4. baskısı. 231 sayfalık kitapta yazarın genel olarak kendiyle ve çevresiyle barışık, mutlu bir insan olmaya giden yolda neler yapılması ve neler yapılmaması gerektiği üzerinde durmuş. Çok kolay okunan bir tarzı var kitabın, ayrıca önemli yerler, önemli alıntılar da sayfa aralarında büyük yazılmış.

Kitabı çok beğendim, aslında çoğunlukla hepimizin bildiği şeyler, ama yazar hem örneklerle hem gerekli yerlerde pratik uygulamalarla çok güzel işlemiş konuları. Kısacası tavsiye edeceğim bir kitap. Bu arada yazar iletişim adreslerini de kitapta paylaşmış. Keyifli okumalar dilerim.

13 Ekim 2017 Cuma

Oyun Dürtüsü - Juli Zeh

Merhaba! Öncelikle kusura bakmayın, yorumlarınızı yayınlamakta ve cevaplamakta geç kalıyor olabilirim, blogger arkadaşlarımı ise ziyaret edemiyorum şu aralar, ev ve çocuklarla ilgili sorumluluklarım beklenmedik şekilde arttı, yakında bu konularda yeni düzenlemelerimi yapar yapmaz eskisi gibi olacağına inanıyorum, şimdilik kusura bakmayın :)

Oyun Dürtüsü'ne dönersek, Metis Yayınları’nın sitesinden yaptığım alışverişe bu kitabı hediye ettiler. Önce yazarı tanıyalım, 1974’te Bonn’da doğmuş. Hem hukuk hem Alman Dili ve Edebiyatı eğitimi almış. Kartallar ve Melekler isimli ilk romanını yazış. Bunun dışında hukuk konusunda bir kitap, yazığı makalelerden oluşan bir kitap, Bosna gezisi izlenimlerini içeren bir kitap ve köpek sahipleri için de mizahi bir sözlük yazmış, yazığı kitaplarla çeşitli ödüller almış. Yazarın 2004 yılında yazış olduğu kitap Metis Yayınları’ndan 2007’de çıkmış.

476 sayfalık kitabı Itır Arda çevirmiş. Bu arada kapak resmini çok beğendim. Arka kapak yazısında söyle diyor...

”... bu romanda, fikirlerin, ideolojilerin, dinlerin, barışa inancın, insan haklarının ve demokrasinin yerine pragmatimzi koyan iki özel okul öğrencisinin öyküsünü anlatıyor. İnsanların kararlarının aslında mükemmel prova edilmiş bir oyun olduğunu ve kendisine kalan son varoluş şeklinin de bu oyun olduğunu düşünen Alev ile ‘nitelik edinmeyi’ gereksiz bulan, aptallığa duyduğu nefreti zehir gibi sözlerle dile getiren Ada’nın öyküsü....

Yazar, ‘iyi-kötü’ ayrımının yerini ‘işlevsel- işlevsel olmayan’ ayrımına bıraktığı, ahlakın bir endüstri normuna dönüştüğü ve gerçekliğin kendi kopyalarını taklit ettiği çağımızda, insani bir şey hissedebilmek için kalp piline gerek duyan neslin bu iki üyesini anlatırken, Greenpeace ile El Kaide, Hollywood ile 11 Eylül arasındaki paralelliklere işaret ederek dünyamızın bugünkü durumuna, toplumların yapısına ve insanlar arasındaki ilişkilere alışılmışın dışında bir bakış açısı sunuyor. Hukuk eğitimi de görmüş olan ve gerek analiz yeteneği gerekse üslubu ile eleştirmenlerin takdirini kazanan yazar, kitabında değişen zaman karşısında değerler ve yasaların konumunun yanı sıra adalet, hukuk, dil ve gerçeklik kavramlarını da sorguluyor.”

“Ya nihilistlerin torunlarının çocukları, adına dünya görüşü dediğimiz, ibadet malzemesi satan tozlu dükkandan çoktan
çekip gitmişlerse?” Romanın ilk cümlesi bu ve üç, dört sayfalık bu bölüm bu minvalde devam ediyor. İlk bölümü bitiremeden kitabı okumaktan vazgeçmiştim. Sonra kitabı biraz karıştırdım, ilginç bir iki noktaya rastlayınca, okumaya ikinci bölümden devam ettim.

Ernst-Bloch lisesi özel bir lise, 14 yaşındaki Ada dış görnüşüyle dikkat çekici bir kız değil ama son derece zeki, yine de gerek duymadıkça sessiz kalmayı tercih ediyor. Annesiyle birlikte yaşıyor. Çok iyi bir koşucu, ama hayata karşı adeta kayıtsız, çoğu şeye tepkisi “yapmamla yapmamam arasında bir fark yok, dolayısıyla yapmam/yapmamam gerekmiyor” şeklinde. Smutek ismindeki hem beden hem de Almanca öğretmeni, Ada’yı zekası ve koşma yeteneğinden dolayı dikkate değer buluyor. Smutek’in kendi hayatı da oldukça ilginç, 40 yaşındaki adam aslen Polonyalı ve buradaki hayatı ile ülkesindeki hayatı arasında hala çelişkili hisleri var. Karısı da kendisi gibi Polonyalı ve Smutek neredeyse karısına tapıyor. Karısı ise aslında ona karşı çok da sevecen değil sanki. Bu arada Alev isminde yarı Mısırlı, şeytani bir çekiciliğe sahip genç bir çocuk geliyor sınıflarına. Bütün kızlar ve Ada bir anda bu delikanlının çekimine kapılıyor. Alev Ada’nın daha cüretkar ve şeytani erkek verisyonu sanki. İkisi derslerdeki tartışmalarla birbirlerine çekiliyorlar. Alev cinsel sorunlarından dolayı yaşıtı erkeklerin cinselliğe harcadığı enerjiyi başka şeylere yöneltmek durumunda, bu başka şeyler arasında “oyun teoirisi” ve bunun uygulaması var. Alev Ada’ya oyun teorisi ile ilgili bir kitap verir ve ardından yazdığı senaryoyu sahneye koymaya başlar. Ada ise sorunsuz bir hayattan sıkılır ve kendisini Alev’in büyüsüne bırakıp, onun yazdığı oyunda rol alır. Bu ikilinin ağına düşen ise Smutek’tir.

Kitabı beğendim, gerçekten oldukça sürükleyici, merak uyandırıcı bir kitaptı. Zaman zaman kitaptaki felsefi tartışmalardan sıkıldığımı itiraf edeyim ama onun haricinde güzel bir kitaptı, 467 sayfayı iki, üç gün içinde okudum. Değişik bir şeyler okumak isterseniz tavsiye ederim. Sonu da güzeldi bence. Keyifli okumalar dilerim.




5 Ekim 2017 Perşembe

Deniz, deniz - Iris Murdoch

Iris Murdoch okumalarına devam ediyorum. “Deniz, deniz” (The sea, the sea) 1978’de yazılmış olmasına rağmen dilimize son çevrilen Murdoch romanı. Ağustos 2016’da Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan 512 sayfalık romanı Nuray Önoğlu çevirmiş; çok detaylı, harika bir çeviri gerçekten. Bu arada kitabın fontu küçük, bölüm sayısı çok az yani bana göre kitap 650 sayfaya karşılık geliyor.

Kitabın konusunda “eski bir tiyatrocu deniz kenarındaki evinde inzivaya çekilir,” diye başlıyordu, kitabın –hele de bu kadar uzun olunca- sıkıcı olacağını düşünüyordum ama kitap okuduğum en iyi Iris Murdoch kitabıydı, kesinlikle bayıldım.

Kahramanımız Charles Arrowby altmışlı yaşlarda, eski bir tiyatro oyuncusu ve yönetmenidir. Artık emekli olmaya karar vermiş ve deniz kenarı bir köyde, tek başına, merkeze uzak, oldukça değişik bir ev alır. Shruff’s End ismindeki bu evi bu kadar çok sıfatla anlatmaya çalıştım ama ev romanda oldukça geniş bir yer tutuyor. Roman aslında Charles Arrowby’nin günlüğü, ama tarih atılmamış.
Shakespear’a göndermeler, özellikle Fırtına ile benzerlikler de var romanda. Önsözde bahsedildiği üzere Tibet Budizmi’nde bahsedilen hikayelerle de paralellikler varmış.

Arrowby, öncelikle Shruff’s End’i ve orada geçirdiği sakin günleri anlatarak başlıyor, kendine hazırladığı değişik yemekler var. Ve tabi ki Shruff’s End’den görünen manzaranın eşsiz anlatımı, şiir gibi. Böyle yüzlerce sayfa olsa sıkılmadan okunur, o kadar keyifli ve güzel bir anlatım… Sonra yavaş yavaş Arrowby ailesini, geçmişi, kendisini bugünlere getiren olayları anlatmaya başlar. Kısa bir süre sonra ise gençliğinde delice aşık olduğu, evlenmek istediği, ancak çok da net olmayan bir sebepten kendisini geri çeviren Hartley’e rastlar köyde. İşte bu karşılaşma Arrowby’nin hayatını alt üst eder. Sadece bu da değil, Arrowby’nin bir şekilde hayatlarına etki etmiş olduğu eski arkadaşları, aşkları ve eksantrik kuzeni James de bir şekilde hikayeye dahil olurlar.

Roman, bir sürü gelişmeden sonra, kahramanların ve Arrowby’nin hayatındaki son durumları özetleyen hamiş bölümü ile son buluyor.
Arka kapakta John Burnside kitap için “ … Deniz, deniz bizi başlıca ifritlerimizle yüzleştiren çok güzel, karmaşık ve ironik bir roman: Korku, kıskançlık, kibir, haset, yanlış kişiye duyulan aşkın acısı ve hayhuyu: ister savaş alanında olsun ister evimizin mahremiyeti içinde, şiddet kullanma içgüdüsü. Böyle bir eserde tek bir izleği çekip çıkarmaya olanak yoktur.” Demiş. Kitabın başında onun yazdığı 11 sayfalık bir önsöz bulunuyor.

Önsözün son paragrafı. Murdoch’un ölümü üzerine The Times’ta hakkında çıkan yazıdan bir parçayla son buluyor;

Onu çok fazla eser yayınladığı için kınayanlar, belki de asıl noktayı kaçırıyorlardı; Murdoch mükemmel (hakkında onca derin düşündüğü iyilik gibi) insanın başarabileceklerinin ötesindeymişçesine, kusurluluk yahut kusurlu olabilme yeteneği üzerinde çalıştı. Her romanı idealine ulaşmak için yeni bir girişim idiyse bile, idealinin her defasında daha ötelere gittiğini gördü.”

Bu arada Murdoch yine bir felsefeci olarak romana kattığı çeşitli felsefi tartışmalarla eseri oldukça zenginleştirmiş, özellikle ahlak felsefesi üzerinde durmuş. Romanın son bölümündeki metafizik anlatımlara ise yine bayıldım. Bu romanın kesinlikle Murdoch’un başyapıtı olduğunu düşünüyorum.


30 Eylül 2017 Cumartesi

Berlinli Apartmanı - Yaprak Öz

Romanı tam bir kitap kurdu olan sevgili Deeptone’un blogunda görmüştüm, o gizem gerilim türündeki bu romanı çok beğendiğini söyleyince ben de hemen alıp okudum. Delta Yayınları’nın bir kolu olan Yitik Ülke Yayınlar’ndan 2013 yılında çıkmış bu roman. Yazarın ilk romanı. Sonrasında Şeytan Disko (2015) ve Tilki, Baykuş, Bakire (2017) çıkmış. Aynı zamanda bir çok şiir kitabı da bulunuyor yazarın. Kendisi çok başarılı bir çevirmen bu arada.

Berlinli Apartmanı 239 sayfa. Kahramanımız 30 yaşında bir çevirmen olan Oya. Bahariye’de çok uygun fiyata aldığı apartman dairesine büyük umutlarla taşınmıştır, gerçekten başlarda her şey harikadır, şirin komşular, keyifli bir ev... Ama sonra garip olaylar olmaya başlar. Olayları çözmek ise gerilimli çeviriler yapan Oya’ya düşer...

Kitabı tam bir günde bitirdim. Hem dili çok hoştu hem de olaylar son derece merak uyandırıcıydı. Yazarın diğer kitaplarına da göz atacağım mutlaka. Değişik ve sürükleyici bir şeyler okumak isterseniz kaçırmayın.

24 Eylül 2017 Pazar

Seçilmis Şiirler - Anna Ahmatova

Severek takip ettiğim, zevkine çok güvendiğim sevgili arkadaşım Biblio geçenlerde şu yazısında bu kitabı paylaşmıştı. Alıntıladığı şiiri o kadar beğenmiştim ki hemen kitabı aramaya koyuldum, şansıma Nadir Kitap’ta buldum.

Adam Yayınları’ndan Mayıs 1984’te çıkan kitabı Azer Yaran çevirmiş. Biblio ayrıca şairin şiirlerinin çeviri karşılaştırmasını da yapmış, böylece Azer Yaran çevirisinin ne kadar başarılı olduğunu da görüyoruz.

Kitabın başında şair hakkında bilgi de verilmiş. 1889- 1966 yılları arasında yaşamış olan Ahmatova, Rus edebiyatının en büyük kadın şairi sayılıyormuş. Petersburg’da büyümüş, Kiev’de hukuk okumuş. 1910’da Akmeist okulunun kurucusu büyük şair Gumilyov’la evlenmiş. 1917’de ondan ayrılıp, 1918’de başkasıyla evlenmiş ama 1921’de ayrılmışlar. Aynı yıl Gumilyov kurşuna dizilmiş. 1925- 1940 yılları arasında şiirleri kötümser duygular içerdikleri gerekçesiyle yayımlanmamış. Daha çok aşk konusunu işleyen şair, yurtseverlik temasını da işlemiş. 1946’dan sonra ise şiirlerindeki erotik, gizemci ve kötümser öğeler ileri sürülerek eleştirilmiş ve Sovyet Yazarlar Birliği ile ilişkisi kesilmiş. Yani şair olarak en etkin dönemi 1912- 1922 olmuş, ondan sonra sık sık eleştirilerle mücadele ettiği görülüyor.

74 sayfalık kitaptaki hemen hemen bütün şiirler oldukça etkileyici buldum. Daha çok aşk ve hatta aşk acısını işlese de örneğin Mesleğin Gizleri isimli 10 bölümlük şiiri de oldukça ilginç, burada yaratma, esin perisi, ozan, okuyucu, son şiir, epigram, şiir üstüne ve Osip Mandelştam’a (arka kapakta bu kişinin ‘Ahmatova, Rus şiirine on dokuzuncu yüzyıl Rus romanının zenginliğini getirmiştir’ sözüne yer verilmiş) isimli başlıklar altında süreci incelemiş, şiirin hiç de kolay yazılmadığını anlatmış mesela, çok ilginçti.

Panik

Sıradan bir incelik gereğince,
Yaklaştı yanıma, gülümsedi
Yarı üşengeç, yarı sevecen,
Öpücüğünü ellerime değdirdi.
Ve gizemli eski çehrelerin
Gözleri üzerimde dolandı...
Bütün uykusuz gecelerimi,
Sürünceme ve çığlıklardan bir on yılı
Usul bir sözcüğe doldurdum
Ve dedim ki ‘beyhude’
Gittin sen, ve şimdi ruhum
Boş ve aydınlık yeniden

Keşke şiirlerin yazıldığı tarihler de verilseydi. Eminim şiirleri çok acı çektiğini tahmin ettiğim şairin özel hayatıyla paralelllik gösteriyor. Örneğin nedense bu şiiri ilk eşine yazığını düşündüm...

Çok ilginç bir başka nokta ise yazarın Deniz Kıyısında Sone isimli şiirinin ilk kıtasında;

Gerilmiş sincap postı gibi temiz
Bir küçük bulut gökte ağırmakta
Dedi; “Hiç de yazık değil, bedeniniz
Çözülen bir kar perisi gibi eriyecek martta.”

Şair gerçekten de bir mart günü, 5 Mart 1966’da hayatını kaybetmiş... Keyfili okumalar dilerim.

18 Eylül 2017 Pazartesi

Kış Günlüğü - Paul Auster

Bir kaç ay önce Yanılsamalar Kitabı’nı okumuştum, o kitap hakkındaki yazıma yorum olarak pek çok arkadaşım yazarın Kış Günlüğü kitabını hararetle tavsiye etmişlerdi. Ben de tavsiyelere uyup hemen kitabı aldım :)

Kitap 2012 yılında Can Yayınları’ndan çıkmış, 195 sayfalık bir anı kitabı. Doğrusu yazardan daha önce Kehanet Gecesi ve Yanılsamalar Kitabı’nı okumuş - yazarın iddialı kitaplarından değiller ama yine de- çok bayılmamıştım. Kış Günlüğü anı türünde ve yazarın kendi kendine konuşması gibi yazılmış.

Bu arada kitabın kapağını çok beğendim, kapaktaki kapı numaraları gerçekten yazarın şimdiye kadar oturmuş olduğu 20 evin (halen oturmakta olduğu 21. ev hariç) kapı numaralarından oluşuyor, demek istediğim evlerin gerçek fotoğrafları değildir herhalde tabi ama kapı numaraları doğru :)

Yazar çocukluğundan başlayarak hayatını, kendisinde iz bırakan olay ve kişileri çoğunlukla kronolojik, ara sıra çağrı-şımsal bir şekilde anlatıyor. Anlatıcı hayranlık duyduğumuz, ulaşılmaz bir yazar değil de orta yaşını tamamlayıp kendisinin de dediği gibi hayatının kışına başlayan, sıradan endişelere sahip içimizden biri. Kendisini ve hayatını böylesine açıklıkla, böylesine objektif bir şekilde ortaya sermiş olması hayranlık verici. Bunun yanısıra başka bir kitabında (Yalnızlığın Keşfi) aile sırlarını ifşa etmiş olmasından dolayı kuzeniyle arasının açılmış olması da ilginç tabi:)

Yazarın hayatını en çok etkilemiş kişi annesi olarak görülüyor. Annesi ile ilgili kısımlar beni çok etkiledi. Hemen hemen 3 yaşından itibaren annesiyle ilgili anıları var yazarın. Böyle küçük yaşta bir çocuğun hisleri, olaylara bakışını bir yazarın ağzından dinlemek etkileyici. Yazar hem hayranlık duyuyor annesine hem de yoğun eleştiriler yöneltiyor ona. Örneğin annesi hep çalışmış, 60 yaşından sonra kimsenin desteği olmadan iş kurmuş, son derece becerikli, zeki, çocuğuyla çok ilgili bir anne. Ama sonuçta zaafları, korkuları olan normal bir insan. Belli bir yaştan sonra yükseklik korkusu, yalnız dışarı çıkma korkusu ve başka korkuları, endişeleri olmasına ve ileri yaşına rağmen yalnız yaşamayı başarıyor, ama oğlu yine de eleştiriyor onu, sonunda kadın oğlundan 1,5 saat uzaklıktaki evinde yalnız ölüyor.

Kitabı çok beğendim, çok etkilendim. Karısıyla ilişkisini de çok güzel anlatmış. Kısacası Paul Auster’dan tavsiye ede-bileceğim bir kitap, keyifli okumalar dilerim :)


12 Eylül 2017 Salı

Yine Çıkartmalar, yine çıkartmalar...!

Eveet, yine "çıkartmaların faydaları" konulu bir postla karşınızdayım. Çıkartmaları çok seviyorum, bazen yazdığım mektupları süslüyorum, ama onları çeşitli şeylerin üzerinde görmek beni daha çok mutlu ediyor sanırım, bu yüzden kitap ayracı (bkz. şu post, bunlara yenilerini de ekledim bu arada) ve benzeri şeylerde kullanıyorum bol bol onları.

Son olarak bir şey içerken kullanmak istemediğim bu kupayı çıkartmalarla kalemliğe dönüştürdüm, yapması oldukça eğlenceliydi, tek tek seçip onları uygun yerlere yerleştirirken çok eğlendim:))

İşte dört cepheden kalemliğim, nasıl olmuş? :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...